Menü için tıklayınız

“Sistemsiz çabalar, meslektaşlarımızı yoruyor”

 

 Hayvanları Koruma Kanununun, hayvan haklarını tam anlamı ile korumasını, insanlarla hayvanlar arası ilişkileri ve halk sağlığını olumlu yönde etkileyecek biçimde uygulanabilir olması gerektiğini basın açıklamaları ile ifade eden Özdemir, Ticaret Gazetesi’ne hayvan refahı konusunda gelişmeleri ve uygulamaları anlattı.
     Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından 12 Temmuz 2017 ‘de, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu Değişikliğine Dair bir toplantı düvenlenmiş ve toplantıda, kanun değişikliği önerisinin başbakanlıkta olduğu ve değişiklikte yer alan maddelerden anlaşılamayanların tekrar bir sunum yapılarak değerlendirilmesinin amaçlandığı dile getirilmişti.
     İzmir Veteriner Hekimleri Odası tarafından konu ile ilgili bir dosya hazırlanarak, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü Nurettin TAŞ’a iletilmişti. Aynı zamanda kanunun sahada uygulayıcısı olan belediyelerin ve bu belediyelerde görev yapan veteriner hekimlerin de görüş ve taleplerinin alınması gerektiği vurgulanmış ve belediye veteriner hekimleri ile birlikte bir toplantı daha yapılması gerektiği İzmir Veteriner Hekimleri Oda Başkanı H. Gökhan Özdemir tarafından ifade edilmişti.

Orman ve Su İşleri Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu'nun  röportajında “Hayvanları aşılıyoruz, çip takıyoruz, küpeliyoruz, kısırlaştırıyoruz, sahiplendiriyoruz” ifadesi ve 153.591 hayvanın kısırlaştırıldığı, 175.962 hayvanın aşılandığı, 39.393 hayvana çip takılıp sahiplendirildiği bilgisinin verilmesinin ardından, Gökhan Özdemir tarafından, Bakan Eroğlu’na, “Teşkilatınızda kaç tane veteriner hekim görev yapmaktadır?
     Kısırlaştırıyoruz ifadenize istinaden 153.591 hayvandan kaç tanesini Bakanlığınız personeli veteriner hekimleriniz kısırlaştırmış, 175.962 hayvanın kaç tanesini aşılamış? 39.393 hayvandan kaç tanesine mikroçip uygulamıştır?” sorularını yönelterek tüm bu uygulamaların Belediye Veteriner Hekimleri tarafından yapıldığını ifade ettiği bir basın açıklaması yayınlanmıştı.Yapılan çalışmalar ve toplantıların ardından açıklamalarda bulunan Özdemir, “Sorun, yapılan işin az ya da çok olması değil, sistemsiz çabaların meslektaşlarımızı yoruyor olmasıdır” dedi.

Bakan Eroğlu’nun sokak hayvanlarına yönelik yaptıkları çalışmalarını ifade ettiği açıklamaya istinaden teşekkür beklediğinizi paylaştınız? Bir geri bildirim aldınız mı?
     Basın Açıklamasına dair Bakanlık tarafından doğrudan bir iletişim talebi olmadı bizimle. Ancak Bakanlık tarafından 5199 daki değişiklik teklifine ilişkin görüşlerin alınacağı Ankara’da yapılan toplantıya ilk kez davet edildik. Ancak açıklamamıza istinaden Sayın Bakan’ın Veteriner Hekimler özelinde yaptığı bir açıklama ya da teşekkür yok henüz.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın, sokak hayvanlarının refahını ve sağlığını koruma amaçlı imza attığı çalışmalar nelerdir? Sokak hayvanları için hangi destekleri veriyorlar?
     Bakanlığın imza attığı en önemli çalışma 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunudur. Bu ülkemizde bir ilk olmuştur. Artısı ile eksisi ile Bakanlığın bu konuya sahip çıkmış olması en önemli icraatıdır bu anlamda. Sokak hayvanları için gönüllüler dışında kamunun da görevleri olduğuna dair dikkat çekilmiştir. Aslında bu Bakanlık yetkililerine sorulması gereken bir soru. Elbette basın aracılığıyla takip ettiğimiz çalışmaları vardır. Ne yazık ki bu çalışmalarda standart yoktur. Personel sayısına, personelin ilgisine ya da yöneticinin isteğine bağlı kalan bölgesel çalışmalar yapılması yeterli değildir.

Sokak hayvanlarının aşılanması, kısırlaştırılması gibi çalışmalar kimin sorumluğundadır? Sistem nasıl çalışmaktadır?
     Sokak hayvanlarının aşılanması, kısırlaştırılması çalışmalarına dair sorumluluk yasa ile yerel yönetimlere yani Belediyelere verilmiştir. Sahipsiz hayvan tespit edildiğinde aşılanıp, kısırlaştırılıp, işaretlenmek varsa tedaviye yönelik ihtiyaçları giderilmek üzere ilgili ilçe belediyesi ekiplerince alınır. Tüm bu işlemler sırasında kayıtlar tutulur. Bakımevinde rehabilite edildikten sonra yasal süresi içinde sahiplendirilemezse alındığı bölge yaşamasına uygunsa oraya bırakılır. Basit şekli ile sistem böyle işlemektedir.

İzmir’de belediye veteriner hekimlerine düşen görev miktarı oldukça fazladır? Bu durumda çözüm önerilerinizi nasıl özetlersiniz?
     Aslında sadece İzmir’de değil ülke genelinde belediyelerde çalışan meslektaşlarımıza düşen görev miktarı çok fazla. İzmirliler ve belediyeler çoğunlukla hayvanlara karşı daha duyarlı olduğu için hep daha iyisi yapılmaya çalışılıyor. Bu da vatandaşın beklentilerini de arttırıyor. Dolayısıyla ortaya bir iş koydukça fazlası bekleniyor. Ancak sahipsiz hayvanlarla ilgili daha iyisini yapmak için daha iyi yasal düzenlemeler gerekiyor. Çok basit bazı düzenlemeler yapılmadığında 7 gün 24 saat de hizmet verseniz ne hekim olarak siz yaptığınız işten tatmin oluyorsunuz ne de vatandaşı memnun edebiliyorsunuz.
     Sorun, yapılan işin az ya da çok olması değil, sistemsiz çabaların meslektaşlarımızı yoruyor olması diyebiliriz. Çözüm önerisi o kadar çok ve çeşitli ki. Yıllardır bu konu üzerine o kadar tecrübe edindik ki saatlerce konuşup yazabiliriz. Ancak sorunun neden çözülemediğinin temeline inecek olursak, tek sorun önemsemesi gerekenler tarafından önemsenmiyor olması diyebiliriz. Bunun çözümü de ne yazık ki sadece bizde değil.

“Her ilçeye 20 bin kapasiteli barınak şart”
İzmir’de yeterli sayıda barınak var mıdır? Sayısının yanı sıra işlevsel midir? Barınak çalışanlarının bilinçlendirilmesi hususunda çalışmalar yapılıyor mu?

     İzmir bu açıdan diğer illere göre daha iyi durumda. 30 ilçenin 26 tanesi Geçici Hayvan Bakımevi var. Büyükşehir Belediyesinin de faaliyette olan iki bakım evi. Ancak hepsinin kapasiteleri imkanları doğrultusunda. Sayısal anlamda baktığınızda Dünya Sağlık Örgütü verileri açısından hiçbir büyükşehirde sayısal kapasiteyi ideal olarak karşılamak mümkün değil. İnsan nüfusunun yüzde 10-20 si kadar sahipsiz hayvan olduğu öngörüldüğünde sahipsiz hayvan barınaklarının İzmir için kapasitesinin toplamda 700 bin olması gerekir. Yani ortalama her ilçenin en az 20 bin kapasiteli hayvan barınağı yapması gerekir ki bu olanaksız.
     Mevcut durumda yasa, rehabilitasyon sonrası hayvanların alındığı ortama bırakılmasını öngördüğü için kapasitelerde yoğunluk dışında bir sorun yok. Ancak sayı fazlalığından dolayı müdahalede geç kalınan her yeni doğan sahipsiz hayvan, ortalama 5-7 arası yeni yavru demek. İşlevsellik bu hesapla mümkün değil aslında. Ancak çoğu belediye elinden gelenin en iyisini yapıyor. Yapmayanlara da ne yazık ki yapması için ciddi bir yaptırım uygulanmıyor.

“Denetimler yetersiz”
Ev ve süs hayvanları satışı yapılan yerler için yeni düzenlemede ne gibi değişiklikler vardır? Eğitimli ve sertifikalı görevli çalştırma gibi zorunluluklar var mıdır?

     Ev ve süs hayvanları satışı yapılan yerler için yeni düzenlemedeki değişiklik satışların engellenmesi yönünde. Yalnızca üretim çiftliklerinden satış yapılması öngörülüyor. Ancak ne yazık ki biz bunun merdiven altı üretimi tetikleyeceğini düşünüyoruz. Tam Gıda, Tarım Hayvancılık Bakanlığının yönetmeliği doğrultusunda bu satışlara çeki düzen verilmişti. Şimdi pet shoplardaki satışlar yasaklanır, çiftliklerden yapılması beklenirse zaten yetersiz olan denetimlerle iş iyice çığrından çıkacaktır. Bu konuda alınması gereken önlem ya da en azından yöntem bu değildir. Eğitimli personel konusuna gelince zaten 5199 kapsamında mevcut ev ve süs hayvanı satan kişiler eğitim ve sertifika almaktaydı. Bu görevi de İzmir’de Belediyeler yerine getirmekte. Ancak bu durum tüm Türkiye'de bir standart altına alınmalı.

Hayvan sahiplerine yönelik, önemli öneri, uyarı niteliğinde neler söylersiniz?
     Hayvan sahiplerine her zaman söylediğimiz çok net: Bilinçlenmeden sahiplenme yapmasınlar. Hayvanlarını kayıt altına aldırsınlar. Onun da canlı olduğunu, sağlığının önemli olduğunu, bu ilişkide doğal olarak belli masraflar olduğunu unutmasınlar. Bilinçsizce hayvan edindiklerinde ve onu sokağa terk ettiklerinde çevrelerindeki sahipsiz hayvan sayısından ve onların çektikleri acılardan sorumlu olduklarını unutmasınlar. Ne kadar iyi bir hayvan sahibi ya da gönüllü olurlarsa diğer insanların da duyarlılıklarını olumlu etkileyeceklerini akıllarından çıkarmasınlar lütfen. Sonuçta içinde can var

“Empati yapmayı deneyin”
Sokak hayvanlarının refahı için, insanlara düşen görev nedir? Yardım etmek isteyenler hangi yollara başvurmalıdır? Barınaklara duyulan güven eksikliği nası çözülebilir? Ormanlara atılan hayvanlar, aşılandıktan sonra ormanlara geri mi bırakılıyor?

     Sokak hayvanlarının refahı için insanlara düşen görev, az önce de belirttiğim gibi bilinçli olmak ve bu bilincin gerektirdiği gibi davranmaktır. Yardım etmek isteyenler yasada da yer alan Yerel Hayvan Koruma Görevlilerinden olabilirler.
     Eğitime katılıp belge alarak bölgelerindeki hayvanların haklarını korumaya çalışabilirler. Bu kadar zaman ayıramam diyenler evlerinin önündeki hayvanlara su ve mama verebilirler. Onu da yapamıyorlarsa en azından doğru ve bilinçli, kurallara uygun sahipsiz hayvanlara bakan kişilere ve belediyelere engel olmasalar bile yeter. Güven eksikliği her anlamda zor bir konu. Bir insan inanmak istemezse inandırmak zordur. Bunun için sizin değil güven duymakta zorlanan insanların bir şeyler yapması gerekir aslında. Belediyelerin çalışmalarını internetten basından takip edebilirler. Belediyenin ilgili birimleri onayı doğrultusunda bakımevi ziyareti yapabilirler. Empati yapmayı deneyebilirler.
     Bir de bu konuda belediyelerin yöneticilerine önemli görevler düşüyor aslında. Barınaklarda yapılan çalışmalar hakkında basın açıklamaları, Belediye başkanlarının yapacakları barınak ziyaretleri bu kurumda bu işin ciddiyeti ve güvenilirliği hakkında olumlu mesajlara katkı koyacaktır. Yasaya göre hayvanların ormanlara atılması söz konusu olamaz.

“İki bakanlık uyumlu olmalı”
     Ülkemizde hayvan refahına ilişkin olarak ne gibi gelişmeler yaşanıyor? Önümüzdeki süreçte yapılması gereken ne gibi değişiklikler vardır?
Hayvan refahı denildiğinde sadece sahipsiz hayvanların sokaktaki kedi ve köpeklerin değil diğer hayvanların da refahından söz etmek gerekiyor.  Bu konuda da devreye yine Orman ve Su İşleri Bakanlığı kadar aslında bu işin içinde olan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı geliyor. Bu iki Bakanlığın bu konuda masaya oturup ortak, uyumlu ve etkin çalışmalar yapması şarttır. Önümüzdeki süreçte en önemli değişiklik bu olmalıdır bence. Kurumlar arası iletişimsizlik en büyük sorundur.

İzmir Veteriner Hekimler Odası olarak ne gibi etkinlikler düzenliyor, eğitimler veriyorsunuz?
     İzmir Veteriner Hekimleri Odası olarak sahipsiz hayvanlar ve Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında pek çok çalışmamız var. Öncelikle hayvan haklarının temeli hayvanların sağlıklı kılınmasıdır ki yaşamlarını sürdürsünler, yaşam hakları korunabilsin. Dolayısıyla meslektaşlarımızın çoğunun da bu konuda gerek kamuda gerek özelde emek harcadığını düşünürsek her fırsatta bu konuyla ilgili çalışmalar yapıyor ve yapılan çalışmaların içinde aktif olarak yer alıyoruz.

“Hak edilen teşekkür, çok görülmesin”
     Hayvanları Koruma Kanunu bağlamında hem sorunun hem de çözümün odak noktasında olan veteriner hekimlere çok geç olmadan kulak verilmesinin gerekliliğine vurgu yapan Özdemir, Bakan Eroğlu’na yönelik basın açıklamasında, “İzmir Veteriner Hekimleri Odası olarak bu konuda yıllardır gerçekleştirdiğimiz tüm faaliyetler, çözüme dair Bakanlığınız dahil yetkililere sunduğumuz tüm dosyalar Odamız web sayfasında yer almaktadır.
     İster İzmir'de Odamızda ister Ankara'da makamınızda Hayvanları Koruma Kanununu İzmir ilinde olduğu gibi başarı ile yürütebilmeniz adına deneyimlerimizi size aktarmak için fırsat ve Belediye Veteriner Hekimlerine teşekkür bekliyoruz. Geçmişte belediye yöneticilerinin yaptığı yanlışların hesabının da mesleğimize kesildiğini düşünürseniz yıllardır bu önyargılarla yapılan hakaretlere karşın mesleğini hakkıyla icra etmeye çalışan meslektaşlarımıza hak ettikleri teşekkürü çok görmeyeceğinize inanıyorum” ifadelerine yer vermişti.